marmaris escort

AB ‘nin KURULAMAYAN ORDUSU ve ALMANYA « Bursa'da Meydan

26 Mayıs 2022 - 11:18

AB ‘nin KURULAMAYAN ORDUSU ve ALMANYA

AB ‘nin KURULAMAYAN ORDUSU ve ALMANYA
Son Güncelleme :

12 Mart 2022 - 15:58

564 views
reklam
  1. Yüzyılda birbiri ardına iki dünya savaşı ile insanlık tarihinin en büyük yıkım ve katliamlarını yaşayan Avrupa Devletleri II. Dünya Savaşı sonrasında kalıcı barış ve güvenliği sağlamak için hâkimiyet haklarını büyük oranda, uluslararası kuruluşlara devretti. Bu devir aynı zamanda, Ulus Devletlerin tam bağımsızlığına dayanan Westfalya Düzeninin sona ermesi ve küreselcilik olarak tanımlanacak yenidünya düzeninin de miladıydı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın yeniden bir tehdit olmasını engellemek isteyen İngiltere, Fransa, Belçika, Lüksemburg, Hollanda 17 Mart 1948 de Brüksel Anlaşması ile bir örgütlenme sürecini başlattılar. Ancak nükleer bir güç olan Rusya’nın Berlin’i ablukaya alması ve Çekoslovakya’da bir askeri darbe ile komünist bir yönetimi işbaşına getirmesi Avrupa’yı Almanya’dan daha büyük tehditle karşı karşıya bıraktı. Bu gelişmeler, Avrupa’yı küresel ölçekte bir güvenlik örgütü arayışına yöneltti. Bu ölçekte bir güvenlik şemsiyesi ancak Avrupa’yı iki kez Alman istilasından kurtaran Amerika ile yapılacak bir ittifak ile sağlanabilirdi. Savaş sırasında Amerikan Genel Kurmay Başkanı, sonrasında dışişleri bakanı olan George C. Marshall önderliğinde, İngiltere, Amerika, Fransa, Belçika, Lüksemburg, Hollanda, Danimarka, İtalya, İzlanda, Kanada, Norveç ve Portekiz 4 Nisan 1949 da Washington DC de NATO adı altında ilk küresel güvenlik örgütünü kurdular. Soğuk Savaş düzeni boyunca NATO, Avrupa’nın güvenliği konusunda tam bir hâkimiyete sahipti. Zaten II. Dünya Savaşının enkazını kaldırmak zorunda olan Avrupa’nın güvenlik için ayıracak ne bütçesi ne insan gücü ne de buna niyeti vardı.

1990’larda SSCB’nin ve Komünizmin ani çöküşü hem Avrupa’da hem de tüm dünyada çok büyük bir sosyo-ekonomik ve jeopolitik boşluk oluşturdu.  Ekonomik gücünün zirvesinde olan Avrupa Birliği demokrasi ve insan hakları söylemiyle bu boşluğu dolduracak küresel bir misyonla tekrar dünya siyaset sahnesine dönmek istedi. Ancak Avrupa’nın çoklu etnik yapısından kaynaklanan kadim sorunlar tekrar karşısına çıktı. Yugoslavya’nın parçalanması ile bağımsızlığını kazanan Sırp, Hırvat ve Boşnaklar arasında çatışmalar tekrar başladı. Küresel bir güç olma iddiasındaki Avrupa’nın kendi içindeki bu güvenlik sorununu NATO ve Amerika’dan bağımsız bir şekilde çözüme kavuşturması gerekiyordu.

Fransa ve İngiltere nükleer birer güç olsa da AB’nin bir askeri gücü yoktu.  1992 Yılında Fransa ve İngiltere öncülüğünde Maastrich Anlaşması ile birleşik bir Avrupa Ordusu kurmak için Avrupa Güvenlik ve Savunma Protokolü hazırlandı. 3-4 Aralık 1998 de Saint –Malo Bildirisi ile bu iki devlet olası risklere hızla cevap verebilecek bir Avrupa ordusu kurulacağını deklare etti. Haziran 1999 da Köln Zirvesinde “Birleşik Müttefik Görev Gücü” olarak adlandırılan bu ordunun misyonu “Petersberg Görevleri” adı altında tanımlandı. 10-11 Aralık 1999 da Helsinki Zirvesinde “Temel Hedef Konsepti”  ile kriz bölgelerine 60 gün içinde müdahale edebilecek 50.000 kişilik bir “acil müdahale gücü” oluşturulması kararı alındı. Ancak hem AB ülkelerinin gereken harcama bütçesini ayırmakta isteksiz davranmaları hem de İngiltere ile Fransa’nın NATO konusundaki fikir ayrılıkları nedeniyle bu ordu kurulamadı.  Bu süreçler devam ederken, 2000 li yıllarda siyasal ve sosyo-ekonomik bütünleşmesini tamamlayan Almanya AB yönetiminde söz sahibi olmaya başlamıştı. Bağımsız ve güçlü bir Avrupa isteyen Almanya, Fransa ile birlikte Atlantik ittifakı yanlısı olan İngiltere’yi yavaş yavaş Avrupa’dan uzaklaştırdı ve Brexit olarak adlandırılan süreçle İngiltere AB üyeliğinden ayrıldı. Kısa sürede Avrupa’nın en büyük ekonomik gücü olarak AB’nin liderliğini alan Almanya, bağımsız ve güçlü bir Avrupa ordusu ile siyasi ve askeri gücünü de tamamlayıp küresel bir aktör olmak için fırsat kollamaya başladı.

Rusya’nın Ukrayna yı istilası ve NATO ‘nun buna seyirci kalmasının Avrupa’da oluşturduğu korku ve endişe atmosferi Almanya ya istediği askeri gücü kurma konusunda beklediği fırsatı sunan en önemli gelişme olmuştur. Savaşın başlangıcında tamamen çekimser bir tavır sergileyen, Ukrayna’ya silah satışına bile sıcak bakmayan Almanya’nın hızlıca politikasını değiştirerek, Kuzey Akım-2 gibi enerji güvenliği için çok stratejik olan 10 milyar dolarlık bir projeden vazgeçip, Ukrayna’ya her türlü silah yardımı yapacak kadar şahin bir politika izlemeye başlamasını; AB ve NATO’nun Almanya’ya, Avrupa Ordusu için beklediği fırsatı vermesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Nitekim Avrupa ve Almanya’daki gelişmeler, bu tezimizi doğrulayacak yönde olmuştur. Almanya Federal Parlamentosu’nda 27 şubat 2022 de düzenlenen, olağanüstü oturumda yeni Başbakan Scholz, 2022 bütçesinde savunma harcamaları için 100 milyar Euroluk ek fon ayıracaklarını ve bu ek fonun anayasa ile güvence altına alınacağını belirtti. “Bugünden itibaren, her yıl gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 2’sinden fazlası ile savunmamız için yatırım yapacağız” diyen Scholz, “Bunu kendi güvenliğimiz için yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın askeri gücünü geliştirme kapsamında Almanya, Fransa ve İspanya’nın birlikte “Geleceğin Hava Muharebe Sistemi (FCAS)” projesi çerçevesinde altıncı nesil yeni bir savaş uçağını geliştirme çalışmalarına başlandığını belirten Scholz, tarihi olarak adlandırılan konuşmasında yeni nesil savaş uçağı ve tankların başta Fransa olmak üzere Avrupalı partnerlerle birlikte üretilmesinin en büyük öncelikleri olduğuna değinmiş, F-35’lerin ise nükleer taşıyıcı olarak değerlendirileceğini kaydetmiştir. Altıncı nesil savaş uçaklarının ilk prototipinin 2027 yılında uçurulması ve 2040 yılından itibaren hava kuvvetleri envanterine girmesi planlanmıştır. Yeni nesil uçakların Almanya’da Eurofighter Typhoon ve Tornadoların, Fransa’da da Rafale’lerin yerini alması öngörülmektedir.

NATO, uzun vadede kurulacak güçlü bir Euro-Germen ordusu ile Rusya’nın Avrupa’ya yayılmasını engellemeyi planlamaktadır. Buna ilaveten II. Dünya Savaşı sonrası lağv edilmiş olan Japon Ordusunu tekrar kurarak Çin ve Rusya lehine bozulmuş olan Pasifikteki güç dengelerini tekrar kendi lehine çevirmeyi hedeflemektedir. Bu strateji; ABD ve NATO merkezli tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiğini ve bölgesel güçlerin rekabetine dayanan yeni bir uluslararası sistemin kurulmakta olduğunu işaret etmektedir.

Avrupa ve dünya, 15. Gününe giren bu savaşın Avrupa’ya yayılma tehlikesini endişeyle izlemektedir. Gerek AB ve NATO’nun gerekse Rusya’nın açıklamalarına baktığımızda en azından yakın zamanda böyle bir tehlike görülmemektedir. Ancak Soğuk Savaşın bitirilme sürecinde olduğu gibi NATO, AB ve Rusya liderleri arasında nükleer silahlar ile NATO’nun imkân ve sınırları konusunda aktif bir diplomatik süreç başlatılmazsa dünya, yirmi birinci yüzyılda eskisinden çok daha tehlikeli bir soğuk savaş atmosferine girmiş olacaktır.

 

Turgay BALYİMEZ

reklam

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
reklam