Adli oyunların maskesi düştü « Bursa'da Meydan

25 Ekim 2021 - 10:04

Adli oyunların maskesi düştü

Senelerdir adliye koridorlarında dolaşıyorum. Bazen bir hırsızın fotoğrafını çekip haber yapıyorum. Bazende katilin, bazen de dolandırıcıların.

Adli koridorlarda pek çok olay oluyor. Tecavüzcüler buralarda geziyorlar. Mağdurlar buralarda geziyorlar.

Adli oyunların maskesi düştü
Son Güncelleme :

27 Nisan 2015 - 10:05

16 views
reklam

Senelerdir adliye koridorlarında dolaşıyorum. Bazen bir hırsızın fotoğrafını çekip haber yapıyorum. Bazende katilin, bazen de dolandırıcıların.

Adli koridorlarda pek çok olay oluyor. Tecavüzcüler buralarda geziyorlar. Mağdurlar buralarda geziyorlar.

Daha geçtiğimiz haftalarda bir hukuk fakültesinde gezerken, adli ceza davasında adli emanette olan kurşunların nasıl başka kurşunlarla yerlerinin değiştirilip davalı şüphelinin beraat ettirildiğine dair olayı hayretle dinledim. Başkaları anlatsa inanın “olmaz böyle şey” diye itiraz edip tepki gösterir insanlarımız.

Ama, hiçte öyle değil. O adliye koridorlarında geleceğini tesis etme adına irade gösteren bazı personelin, ev, araba, tatil, yurt dışı gezileriyle, hatta mübaret kurban bayramı nedeniyle kesilmesi vacip olan kurbanların bile bazı avukatlar aracılığıyla adliye personeli için satın alındığına aid iddialarla ilgili olarak, mahkeme kararlarına nasıl etki ettiklerine dair Ankara’ya, Adalet Bakanlığı’na, hatta TBMM İnsan Hakları Komisyonuna kadar başvurular yapıldığını da hayretle öğrendim.

Tabi, bu başvuraların pek çok çoğu yine aynı görüş ve fikirde olanların veya aynı meslekten oldukları için “yarın sıra bize de gelebilir” düşüncesinde olanların, bazı kişilerce inceleme adı altında nasıl bekletiltiklerine dair söylemleri de bu etkili ve yetkili kişilerden dinledim.

O sırada, Bursa Adliyesi’ndeki bazı kararlarla ilgili yapılan eleştiriler aklıma geldi. Adliyede yapılan uygulamalarla ilgili şikayetlerin de yine aynı adliyede görev yapan bazı görevlilerce kapatıldığına dair iddialar aklıma geldi. Bunları Ankara’da Adalet Bakanlığı’nda bizzat üst düzey görevliler, hatta eski Adalet Bakanı dahil pek çok kişi ile paylaştım. Bu konuyla ilgili benden güzel bir yazı yazmamı ve haber yapmamı istediler. Ama, bu yazının tarihinin ve yapılacak olan haberin yayınlanmasının 7 Haziran seçimlerinden sonra olmasını istediler. Çünkü, seçim öncesinde polis teşkilatında yapılan Paralel Yapı soruşturmalarının seçimlerden hemen sonra Adli Yapı içinde başlatılacağını anlattılar.

Sabırlı olması telkin ettiler. Aynı olayların Türkiye’nin pek çok bölgesinde var olduğunun bilindiğini söylediler.

Hakka, hukuka, adalete inanan bir insan olarak bu kadar beklemişim, bir kaç ay daha sabır etmemenin anlamı yok. Onun için bende, şafak sayar gibi seçim tarihini bekliyordum.

Dün sabah yataktan kalkıp, “memleketimde neler olmuş, bitmiş?” diye merakla TV kanallarını gezmeye başladığımda, iki farklı görüşteki medya kanallarında aynı haberin nasıl iki farklı boyutta sunulduğuna şahit oldum.

İstanbul Adliyesi’nde iki hakimin nöbet tarihi beklenmiş. Mesai sonrasında itiraz dilekçeleri alınıp toplanmış. Karar yazılmış. Şüphelilerin tahliyesine hükmedilmiş. Bu karar Adli merkez olan UYAP (Ulusal Yargı Portalı) sistemine kayıt edilmeden, avukatlara elden çok hızlı bir şekilde tebliğ edilmiş. Cezaevi önünde ise bayram şenliği için halk toplanmış. Bazı kanallar naklen yayınlara başlamışlar. Sonrasında, bu yayınlardan yola çıkılıp, İstanbul Adliyesi’ndeki bu beklenmedik olay ortaya çıkarılmış.

Tabi, olayın ne kadar etik olup olmadığı, ne kadar hakka ve hukuka uygun olup olmadığı konusunda görevliler, yine adliye görevlileri ve bu işin en üst sorumlusu olan Hakimler ve Savcılar Kurulu üyeleri kendi vicdanlarına göre karar verip soruşturacaklar. Neticede yine bir adli karar çıkacak.

Burası ayrı bir konu.

Önemli olan, adliyede mağdur edildiklerine dair binlerce vatandaşın yaptığı şikayetlerin dikkate alınmamış olması.

Önemli olan, adli makamlarda oturanların yaptıkları bu olayların her ne sebeple olursa olsun, “yapanın yanına kar kaldığı” izleniminin kamuoyunda oluşması. İşte bu nedenle, halka “Adalete güveniyormusun?” diye soru sorulduğunda, “güvenmiyorum” cevabı verilmesinin böylece açık ve seçik olarak, net bir şekilde hem de adli makamların ifade ettiği gibi “suç üstü yakalanması” olarak dikkat çekiyor.

Adliye ve hukuk yazılı kurallardır. Kanunlar, yazıldığı gibi uygulanırlar. Kişilere göre kanun uygulaması Avrupa Birliği kayıtlarını merak edip incelerseniz sadece Türkiye’de var. AB işte bu yüzden incelemeleri kesti. Müzakereleri kesti.

Hukuk düzelmedikce, adli mekanizma düzelmedikte ülkemizdeki huzur ve güven ortamı, insanların ağızlarından “şeriatın kestiği parmak acımaz” sözlerinin çıkması gerçekten çok zor.

İnsanların gelecekleriyle ilgili kararların verildiği adliye koridorları ve mahkemelerde gerçekten isimlerinde yazıldığı gibi vicdanlarda da hür olmalı. Adil olmalı. Beklentimiz bu.

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam

BENZER HABERLER

reklam