Buyurun yargı kaosuna « Bursa'da Meydan

18 Ekim 2021 - 05:30

Buyurun yargı kaosuna

Siyasi kaoslara alıştık.

Özellikle, koalisyon hükümetleri sırasında, iki parti yöneticilerinin herhangi bir konu üzerinde anlaşamayıp hükümeti devirdiklerinde ortaya çıkan kaoslara alıştık.

Bizler, bu konularda artık şerbetliyiz diyebilirim.

Ama,

Buyurun yargı kaosuna
Son Güncelleme :

28 Nisan 2015 - 13:56

15 views
reklam

Siyasi kaoslara alıştık.

Özellikle, koalisyon hükümetleri sırasında, iki parti yöneticilerinin herhangi bir konu üzerinde anlaşamayıp hükümeti devirdiklerinde ortaya çıkan kaoslara alıştık.

Bizler, bu konularda artık şerbetliyiz diyebilirim.

Ama, ülkemizde ilk kez yargı kendi içinde ve bu kadar da ayyuka çıkan bir kaos yaşıyor.

Nedeni, mahkemeler arasındaki güç savaşı.

Tabi, bu güç savaşının altında gerginlik yaratılması, seçim öncesinde halkın kafalarının karıştırılması, oy etkilenmesi ve kamuoyunda yargının zedelenmesinden tutun da pek çok hesap ve kitabın olduğu ortada.

Çünkü, düğmeye basıldığı zamanın çok iyi ayarlandığı ve üzerinde tartışılıp görüş birliğine varıldığı ve artılarıyla eksilerinin çok güzel hesaplandığı, sanki bir düello şeklinde izliyoruz olanları.

Şimdiye kadar, bugüne kadar adli davalarla ilgili pek çok tartışmalara tanık oldum.

Şimdiye kadar, bugüne kadar adli haksızlık iddialarına tanık oldum. Hatta, bazılarını bizzat kendim de yaşadım.

İdeolojinin adliyeyi nasıl esir aldığını çok iyi biliyorum.

Bu seferki olay ise tamamen güç savaşı.

Yasalara bakıyoruz, yapılanlara bakıyoruz, aradaki farkı anlamakta güçlük çekiyoruz.

Demek ki, biz bir yerlerde eksik bilgiye sahibiz.

Yada, yasaların yazıldığı gibi uygulanmadığını biliyorduk ama bu kadar da isteğe bağlı kanunun kitabına uydurulması olayına ilk kez tanık oluyoruz.

Dünya dönüyor.

Devran değişiyor.

Her gün yeni bir güneş yüzünü gösteriyor.

Her gün yeni bir olayla, olaylar zincirleriyle yüzleşiyoruz.

Her gün, aklımıza hiç gelmedik eylemlerle karşılaşıyoruz.

Hafta sonu nöbetleri sırasında tahliye kararı veren mahkemeler mesainin başladığı ilk gün kararlarında ısrarcı oldular.

İşte bu yüzden de ülkemizde tam bir hukuk kaosu çıktı ortaya.

Bu kaos ne siyasi güç gösterilerine ne de sen-ben kavgasına pek benzemediği aşikar.

Ortada izah edilmeyen bir şeyler olduğuna inanıyoruz. Kamuoyu böyle konuşuyor. Halkın dilende, yargıdaki ikili çatışmanın Türkiye’ye zarar verdiği ve kişisel çıkarlar uğruna ülkenin heba edilmek istendiği gibi bir izlenim oluşmuş.

Mahkemeler haklı veya haksız yere karar verdiler. Bu iddialarla ilgili söylenecek çok konu var. Ama, verilen kararların haksızlığına inananların şimdiye kadar bekleyip son anda böylesi bir deparla, cezaevlerinde tutulanların salıverilmesine yönelik girişimlerinin, mesai saatleri dışında ve nöbet anında verilmesine bir anlam verilebilmesi gerçekten güç.

Olaylar, ülkemizde beklenmedik boyuta sürüklenmeye başladı.

Yargı ve bazı yargıçların, verdikleri kararlarla tartışılır ve yanlı oldukları iddialarının artık ayyuka çıktığının bu kararlarla tescil edildiğinin konuşuluyor olması, adalete güveni zedeliyor.

Benim gibi pek çok kişi de aynı görüştü.

Adalete güven şart.

Bakın, bu ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıp nöbetçi mahkeme kararlarının siyasi ve belli odakların yönlendirmesiyle verildiğini söylüyor. Konuşuyor. Adaleti, halka şikayet ediyor.

Başbakan aynı konuyla ilgili konuşup, adaleti halka şikayet ediyor.

Bakanlar konuşuyor. Milletvekilleri konuşuyor.

Hatta, bir başbakan yardımcısı, ismini yazıyorum, Numan Kurtulmuş konuşma sırasında, “Adalet laçka olmuş…” ifadesini kullandı.

Bizim görevimiz, kamuoyu ile yönetenler ve karar vericiler arasında köprü görevi üstlenmek. Karar vericilerin yaptığı olumsuzları yazarak onları yöneticileri, halka şikayet edebiliriz.

Yapılan haksızlıkları bildiği halde, haksızlığı önlemeyenlerle ilgili yazılar yazıp, onları kamuoyuna şikayet edebiliriz. Sorunların çözümlenmesi için kamuoyunda gündem oluşturup, arızanın yerinin doğru tespit ve tedavi edilmesine katkı sağlayabiliriz.

Basın olarak, medya olarak bizlerin görevi bu kadardır.

Vatandaş olarak her türlü hakkımızı kullanıp, karar vericilerle ilgili görüşlerimizi medya adına veya basın adına değil, kendi şahsi görüşüşlerimiz olarak açıklayıp, ifade edebiliriz.

Ama, bizler, ne yargı mensubuyuz ne de hükümet kanadında görev yapan etkin ve etkili yetkili bürokratlar değiliz.

Ortada bir sorun var. Dert var. Hastalık oluşmuş. Tedavi gerekiyor. Bizler yine doktor değiliz. Reçete yazmaya yetkimiz yok.

Bunun için üzerine görev düşünlerin “bana ne” zihniyetini bir kenara bırakıp, hal hatır sormaya başlaması ve birileriyle ilgili adli ve idari, hatta cezai işlemleri başlatması gerekiyor.

Yoksa, havanda su döver gibi adalete güven olmayan bir ülke vatandaşı olarak bugüne kadar yaşadığımız gibi bundan böyle de kendi kendimize kızıp, kendi kendimizi azarlayıp, yaşayıp dururuz.

Bu söylemler biter. Yapılanlar unutulur..İşler devam edip durur. Yine eski hamam eski tas devam edip durur.

İnşallah bu kez, yaşanılan olaylardan adalet çarkının hak ve hukuktan yana işlemesi için gerekenler yapılır.

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam

BENZER HABERLER

reklam