Serçelerin Bedduası « Bursa'da Meydan

25 Ekim 2021 - 11:44

Serçelerin Bedduası

Bursa kalesi 3,380 m. uzunluğunda, on dört burçlu ve beş kapısı olan bir yapıdır. Belediye tarafından başlatılan yenileme çalışmaları ile kalenin ortaya çıkarılması, göz önüne serilmesi kuşkusuz iyi bir şeydir. Ancak tarih kadar çevr

Serçelerin Bedduası
Son Güncelleme :

06 Şubat 2014 - 3:46

18 views
reklam

Bursa kalesi 3,380 m. uzunluğunda, on dört burçlu ve beş kapısı olan bir yapıdır. Belediye tarafından başlatılan yenileme çalışmaları ile kalenin ortaya çıkarılması, göz önüne serilmesi kuşkusuz iyi bir şeydir. Ancak tarih kadar çevrenin de, floranın da, faunanın da önemli olduğu unutulmuştur.

Bu yazı, surları tamir edeceğim diye, serçelerin evlerinin başlarına yıkılmaması gerekliliği üzerinedir. Evet, serçelerin!

Tahtakale’den Hisara doğru çıkarken başınızı kaldırıp surlara bakarsanız kışın güneşli günlerine aldanan serçelerin kale taşlarının arasında yuva olacak bir delik arama telaşına şahit olabilirsiniz. Oradan oraya uçuşup dururlar. Ama müteahhit, kale gibi bir iş çıkarmış; eksik gedik bırakmamıştır. Serçelerin sığınabileceği, başlarını sokabilecekleri bir yuvaları artık yoktur.

Serçeler göçmen kuşlardan değildir. 25 yılı bulan yaşamlarını aynı muhitte geçirirler. Bu bağlamda Bursa kalesinin en eski sakinleri serçelerdir, diyebiliriz. Kalenin ilk olarak M.Ö 180-200 yılında Bitinyalılar tarafından yapıldığı hatırlanır ise, serçelerin bin-iki bin yıldır bu surlarda oldukları anlaşılabilir.

Bithinyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar birbirini izleyen dönemlerde aynı muhitte, kale içi diye bilinen bu alanda hüküm sürerken de serçeler hep buradaydı. Osmangazi Bursa’yı on bir yıldır kuşatmışken ve hala alamamışken, “öldüğümde beni oradaki gümüşlü kümbete gömün” diye işaret ettiği Saint Elia manastırı bile henüz inşa edilmemişken serçeler kaledeki oyuklarda barınıyordu.

Oğul Orhangazi 1326da şehri fethettiğinde ve Osmangazi’nin büyük oğlu Alaadin Bey daha Osmanlının Bursa’daki ilk camisi olacak yapının temelini attırmamışken, öte de kiliseye benzer mimarisiyle Şahadet Camii daha tasarlanmamıştı bile; ama serçeler orada kalenin bedenindeydi.

Bugün Hisarda çocuk kütüphanesi olan eskinin Lala Şahin Paşa Medresesi 1339 da inşa edilirken amelelerin tayınlarından dökülen kırıntılara serçeler konup kalkmıştı. Taş oyma ustası Nakkaş Ali’nin, Hisar’a kendi adıyla bir mescit nasip edilmesini niyaz ettiği o duayı ilkin serçeler duymuştur.

Hıristiyan tebaanın vergisini toplayan maliyeci Cizyedaroğulları görevlerinin başında mutlu mesut iken; Haraççıoğlu Medresesi’nin varlığı havada ses olarak bile yok iken; Muhiyyiddin Efendi daha Üftade değil de hala Ulu caminin ücretli imamı iken ve saat kulesini yaptıran II. Abdülhamid meyve ağacında bir tomurcuk bile değil iken; kalede serçeler vardı…

Yılda 3-5 defa kuluçkaya yatan serçelerin kargışa bağrışa kale duvarlarında eski yuvalarını armaları boşuna değildir. Yenilenen surlar boyunca çaresizce eski yuvalarını arayan serçelerin bedduası fenadır, söyleyelim; öyle öteki beddualara benzemez. Sonra bu başımıza gelenler nedendir, diye şaşırmayın! Bilin ki yuvaları yıkılan serçelerin bedduasıdır.

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam

BENZER HABERLER

reklam