Bir ‘Roman’ hikayesi « Bursa'da Meydan

12 Mayıs 2021 - 05:47
Necmettin ÖZDEMİR

Bursadameydan Gazetesi Yazarı

Necmettin ÖZDEMİR

Bir ‘Roman’ hikayesi

İnsan mıyız diye kendi kendimize sormalıyız…

Mültecilere nasıl bakıyoruz?

Hala kendi dışımızdaki halklara kötü gözle mi bakıyoruz?

Onlara hala ‘gavur’ deyip aşağılıyor muyuz?

Kendi teni siyahi görsek ‘zenci’ deyip içten içe önyargıla

Bir ‘Roman’ hikayesi
Son Güncelleme :

30 Mart 2016 - 9:34

reklam

İnsan mıyız diye kendi kendimize sormalıyız…

Mültecilere nasıl bakıyoruz?

Hala kendi dışımızdaki halklara kötü gözle mi bakıyoruz?

Onlara hala ‘gavur’ deyip aşağılıyor muyuz?

Kendi teni siyahi görsek ‘zenci’ deyip içten içe önyargılarımızı mı öne çıkarıyoruz?

Uzat uzatabildiğince…

Lafa gelince; tüm insanlık Adem ve Hava’dan geldi demek doğru da, o insanları yaşadıkları iklim ve şartlar dolayısıyla ayırmak, aşağılamak ta mı doğru?

Çok uzağa da gitmeye gerek yok…

Kendi içimizde de benzer davranışlar çokça…

Belki de gettolaşmayı seviyoruz, insan olmayı unutuyoruz…

Hoş, yalnızca bizim sorunumuz değil, dünyanın her yerinde benzer sorunlarla karşılaşabiliyoruz…

Aslında dünya, giderek insanlıktan uzaklaşıyor…

***

Ülkemizde ‘romanlar’ da başlı başına bir açmaz…

Başlı başına acı bir gerçeklik…

Sözgelimi ‘roman’ çocuklarını bir dönem, yıllar önce… Sanat çalışmalarına aldığım için, çok çok aydın (!) dostlarım bile, neden bunları buraya sokuyorsun demekten kendilerini alamamıştı…

Yine bir örnek…

Yine yıllar önceden…

Bir ilkokulumuz ‘romanların’ yaşadığı mahalle yakınındaydı…

Okulun öğretmenleri de çok iyi…

Tüm okullarda o dönem sınıflar 35-45 kişi iken…

O okulda sınıflar 15-20 öğrenciden oluşuyordu…

Çünkü, Romanlar o okula gidiyor diye, çocuklarını aynı okula göndermiyorlardı…

Yine yıllar öncesinden bir örnek…

Roman mahallesinin karşısında matbaa işleten sevgili Zeki Usta’dan (Zeki Çelik) başka kimse, Romanların işlettiği kahveden çay içmezdi?

Romanların çayı içilmezmiş?

Yine biraz gerilerden örnek…

Çok sevdiğim, şu an ebediyete göç etmiş bir arkadaşımın annesi, toplumdaki kalıplaşmış tutumların dışa vurumunu yapardı; ’72,5 millet var, buçuğunu yakacaksın’…

Türkiye buralardan bugüne geldi…

Kolay değildi elbet…

Son yıllarda, özellikle hükümetlerin bu konuda attığı adımlar yadsınmamalı…

En azından artık ‘romanlar’, sorunlarını dillendirebiliyor…

En azından, ‘hükümet’e de, Cumhurbaşkanı’na da seslerini duyurabiliyor, karşılığında dönüşler de yaşıyorlar…

***

Bir ‘roman’ hikayesi yazmak gibi bir şey… Roman gibi ama…

Bursa Osmangazi Altınova Roman Derneği 2.Başkanı…

Bursa ve Marmara Romanlar Federasyonu Temsilcisi…

Eşref Öncel’le geçtiğimiz günlerde oturup, çay içtik, söyleştik…

O kadar çok dertleri var ki, ne anlatarak, ne de yazarak bitecek gibi değil…

Romanların toplum içinde ‘ekonomik’ olarak da var olmaları için bazı işleri gerçekleştirmeleri gerekiyor…

At arabacılığı bunlardan biri…

Hurdacılık…

Pazarlarda işportacılık…

Köylerde bohçacılık, hurdacılık…

Cami önlerinde işportacılık…

***

Ancak ya değişen toplum yapısı, ya da bazı katı kurallar, ya da yeniden alınan kararlarla hayata geçen kararlar, onların önünde de set gibi duruyor…

Belki de her sorunun önündeki en önemli çözüm; hoşgörü…

Daha çok hoşgörü…

***

Belki de yerel yönetimlere daha çok iş düşüyor…

Sözgelimi bir ‘Roman Pazarı’ kurulamaz mı?

İş, dükkan sahibi yapılamaz mı?

Mevcut mesleklerinin dışında yeni yeni meslekler kazanmaları sağlanamaz mı?

Roman deyince ilk aklımıza gelen ‘çalgı-çengi’…

Ancak ‘müzik’ dışında da onlara yeni yeni sahalar açılamaz mı?

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam
reklam