Ödül ceza olmasa olmaz mı? « Bursa'da Meydan

19 Eylül 2021 - 15:18

Bursadameydan Gazetesi Yazarı

Necmettin ÖZDEMİR

Ödül ceza olmasa olmaz mı?

Hayatımıza tuhaf bir şekilde yerleşen sistem…

Ödül ve ceza…

Genel olarak bu işin uzmanları yöntemin doğru işlemediğini söyleseler de gerekliliğine dem vururlar ve genel tanım yaparlar;

Çocuk eğitiminde, kural koyarken, istenen davranışları pekişt

Ödül ceza olmasa olmaz mı?
Son Güncelleme :

04 Şubat 2014 - 17:03

25 views
reklam

Hayatımıza tuhaf bir şekilde yerleşen sistem…

Ödül ve ceza…

Genel olarak bu işin uzmanları yöntemin doğru işlemediğini söyleseler de gerekliliğine dem vururlar ve genel tanım yaparlar;

Çocuk eğitiminde, kural koyarken, istenen davranışları pekiştirmek, istenmeyenleri durdurmak için en sık dile getirilen yöntem “ödül-ceza sistemi” olmaktadır.

Kuşkusuz bu konuda, tam tersini savunan, ödül-cezanın çağdışı olduğunu söyleyen uzmanlar da var…

Sözgelimi İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Anabilim Dalı Başkanı Mehmet Zeki Ilgar, yöntemin çağ dışılığını vurguluyor…

Bu konuda detaylı bilgi ve makaleye ulaşmak isteyenler, tavsiyeediyorum.com/makale_8599.htm adresinden, ödülün getirdiği yanlış davranışlar ile cezanın yarattığı tahribatlar hakkında bilgi edinebilir…

***

Çikolata ve şekerlerle başlayan ödüllendirme…

Karneyi iyi getir, sana bisiklet alacağımdan, bilgisayar alacağım moduna geçildi…

Tablet, cep telefonu, ama akıllı olacak…

Eeee tabi ki ödül varsa ceza da ardından gelecek…

En berbatı ‘dayak’…

‘Şiddet’ demek daha doğru…

Dayaksız ceza da, şiddet olarak algılanmalı…

Ötesi de, masum gibi görünen televizyon izletmeme, bilgisayar kullanmama….

Çoğalt çoğaltabildiğin kadar…

Bir sistem, yöntemi de ödül-ceza…

Ödülsüz, cezası bu işler olmaz mı?

Çocuklarımıza, derslerinde başarılı olduğunda, kendileri için başarılı olduklarını anlatamaz mıyız? Başarısızlık durumunda ise yanlarında yardımcı olmayı seçemez miyiz?

Tabi ki tüm bunları değiştirmek için, odağımızı, kalıplaşmış tutumlarımızı değiştirmeliyiz…

‘Kızını dövmeyen dizini döver’ gibi atasözlerine değil kızlarımıza inanmayı seçmeliyiz…

Sevgiyle büyütmeliyiz…

Sevgiyi büyütmeliyiz…

***

Post-modern tavır, ya da ne bileyim global dünya değişimi gibi bir yerlere bir şeyler gönderip, bir şeyleri anlatmak zorunda değiliz ki…

İçimizdeki insanı uyandıralım…

İçimizdeki sevgiyi uyandıralım…

İçimizdeki çocuğu uyandıralım…

Hayatımızı sevgi sözcükleri üzerine kuralım…

Dedikodudan uzak yaşayalım…

Bunlar zor şeyler değil, yeter ki isteyelim…

Odaklanalım, seçelim ve gülümseyelim…

***

Sabah uyandığınızda, yavaşça camı açın…

Hele yağmur yağdıysa, toprak kokusu yayıldıysa…

Derin derin nefes alın…

Kendinize bir dönün…

Nefesin geçtiği bedeninizde gezinin…

Kendinizi keşfetmek için yola çıkın içinizde…

Rüya görün, hayallere dalın, her nefes alışınızda ‘can’ olduğunuzun ayırtına varın…

Bedeninizi eviniz gibi kabullenin, vicdanınızın, gönlünüzün sesini dinleyin, dillendirin…

Kendinize dönün, kendinizi keşfedin, kendinizi sevin ki, insanları daha çok sevebilesiniz…

***

Sorular sorun?

En son hangi kitabı okudum?

En son hangi filmi izledim?

En son hangi oyuna gittim?

En son hangi konsere gittim?

Soruları çoğaltmak mümkün…

Bir yarış değil bu…

Kendinize dönmek…

Aslına dönüp, suretinden sıyrılması insanın…

Sevgiyle…

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam
reklam