Çok görmesin fincancı katırları… « Bursa'da Meydan

20 Haziran 2021 - 03:38

Çok görmesin fincancı katırları…

Çok görmesin fincancı katırları…
Son Güncelleme :

02 Mart 2020 - 11:03

11 views
reklam

Bize bir şeyler oluyor.
Toplum olarak her geçen gün biraz daha kirleniyoruz.
İnsan olma, insan kalma şuuru giderek azalıyor…
Anlaşılan varoluş sorunu yaşıyoruz.
Düşünebiliyor musunuz; bu ülkenin ayakta kalabilmesi,bayrağımızın ilelebet dalgalanması için verilen mücadelede 34 Mehmetçik şehit olmuş,taziyemiz var,birileri utanmadan düğün hazırlığı yapıyor.
Siyasettekiler rant peşinde koşuyor.
Asker cephede mücadele ederken, birileri başkomutan’ın ayağına çelme takmaya çalışıyor.
Hadi sosyal medya üzerinden salvo yapan vatan hainlerini anladıkta ya bu hainlerin değirmenine su taşıyanlara ne demeli.
Söylenecek tek kelime, cezalar yetmiyor,Allah ıslah etsin…
Tarihin izlerini her noktasında taşıyan bu ülkede teknolojinin hızlı gelişimi ile birlikte insanlar hızlı adımlarla yaşamaya başladı.
Nasihatlerin mahiyeti değişti…
“İnsan olmak” vasfının istikameti maskaralığa doğru gidiyor.
İnsanları zehirleyenleri afişe etmenin, toplumdan dışlamanın,sadece bu ülkeye değil bu şehir’e de ciddi katkısı olacaktır.
Esasında, zaman geçmeden gidişata etki eden faktörler irdelemeli ki teşhis konulabilsin, tedavi gerçekleşebilsin.
Açık hava tımarhanesine hoş geldiniz!
Psikologlar, bir insan kendini değersiz hissederse,ahlaksız davranışların içine girebileceğini söylüyor.
Mesele şu: Bazıları Müslüman olmakla övünür.Fakat tutum ve davranışlar Müslümanlıktan nasibini almamış cinstendir.Yaptığı işler ahlaksızlığın merkezi haline gelmiştir.
Neyi tedavi edebilir bu Müslümanlık söyleminin…
Bu şehirde bile “Yalan ve iftiralarla” bir yere varamayacaklarını anlayan ahlaksızlar, utanmadan ahlaksızlığın farklı versiyonlarını sergileyebiliyorlar.
Dozajı haddini aşmış, ahlaksızlığın tutsağı haline gelen bu korkaklar gerçek yüzlerini gizlediklerinden herkese kör bakabiliyor,bunu da sosyal medya üzerinden yapıyorlar.
Umutsuzluk, mutsuzluk, ahlaksızlık, yalnızlık, yabancılaşma hat safhada artık. Sarsıntının bilhassa kalıcı etkisine dikkat edilmeli. Öyle derin yaralar açılıyor ki,anlık müdahalelerle giderilemediği gibi,bölgenin mikroplardan arındırılması gerekiyor.
Sarsıntı; direnci-direnişi kırar bazen, çaresizleştirir. Hadiseleri anlamlandıramazsınız.
Dolayısıyla yara derindir.
İşkenceye dönüşmesine müsaade ederseniz sizi teslim alır tutsaklaştırır.
Müslüman geçinen bu insan bozuntuları şahsiyetlerini kaybetmiş varlıklardır.
Zaten, şahsiyetini yaşayan insan,bir başkasının değerleriyle oynamaz,oynamak isteyenlerde müsaade etmez.
Özünü ve sözünü yitirmiş, varlık sebebini unutmuş sefalet numuneleri,PARA üzerine kurulu dünyalarında günlerini devrede devre de yaşadığı için hayvandan farksızlaşmıştır artık.
Çözüm mü?
Nizamsızlıktan kaynaklanan vaziyet, yeni bir cemiyet ahlakıyla saf dışı edilebilir.
Yada anladıkları dilden cevap verilebilir.
Yakışır mı?
Tartışmalı bir konu ama, hayvanlık yapana,hayvanca muamele yapmak, ahlaksızlık yapanı kendi ahlaksızlığı ile yüzleştirmek farklı bir alternatif olarak karşımıza çıkar.
Şimdilik, çoğalmış yasalara veyahut yasaklara ihtiyaç duymadan, içimizdeki mahkemenin sesini dinlemekle günlerimizi geçirsek de, zamanı geldiği gün herkes layık olduğu yere gönderilir.
İnsanların değerlerine dil uzatırsanız, o dil bir gün kesilir, olmayan değerleriniz ayaklar altına alınır.
Ne yapalım, bizim de tasarladığımız hayal ettiğimiz bir dünya var.
Çok görmesin fincancı katırları…

 

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam
reklam