Ders niteliğinde bir hikaye… « Bursa'da Meydan

16 Mayıs 2021 - 12:14

Ders niteliğinde bir hikaye…

Ders niteliğinde bir hikaye…
Son Güncelleme :

28 Ekim 2019 - 7:45

17 views
reklam

Şartlardan olacak ki, zaman zaman, sütunlarımız da yüksek gerilimli yazlılar ister istemez yerini alıyor.
Hiçbir siyasi düşünceyi ön plana almadan, haksızlığa, hukuksuzluğa, vurdumduymazlığa ve adaletsizliğe bir tepki olarak algılanmasını isterim.
Tepkiler, meydan okumalar belki de nefsimize de hoş geliyor.
Önceden olsa bir gün öncesinden hazırlıklar yapılır, bir gün sonra ne yazılacağı hangi konunun irdeleneceği tespit edilirdi. Yaş kemale erip, meslekte biraz kıdem basınca hep aynı frekansta kalıp yazı yazmak, külfet haline geliyor.
Bu aşamadan sonra birazda, dozajı azaltarak, ara sıra hikâye anlatmak, her anlamda rahatlık verir, hem okuyana hem de yazana…
“Şairin armağanı ya gazel, ya kaside”dirya, bizimkisi de bir kıssa olsun.
Hani bir hükümdarın, bir başka hükümdara gönderdiği o gizemli heykel hikâyesi…
Birlikte paylaşarak, ortak hisse alalım.
Armağanı alan hükümdar ve çevresindekiler, heykelin sırrını yâni verilmek  istenilen mesajı çözemez. Hz. Yusuf Aleyhisselâmın rüya tabiri kıssasında olduğu gibi, feraset sahibi bir zatın devreye girmesine kadar..
Akil adam, eline üç tel alıp, heykele yaklaşır
Birinci teli, heykelin bir kulağından sokar, tel öbür kulaktan çıkar.
İkinci tel, ağızdan kulağa ulaşır.
Ve nihayet mesajı muhkemleştirip, muhteşemleştiren üçüncü ayak: Ağızdan salınan tel, bir yere kadar ilerler, orada kalır.
Orası, heykelin kalbidir.
Hani, bozulunca, insanı bozan “vücuttaki et parçası”…
Gelelim mesajın açılımına. (Edebiyatçılar herhalde çözmüştür!)
Birinci telin iletisi: İşitilenler bir kulaktan girip, öbüründen çıkmasın.
İkincisi: Ağızdan çıkanı kulak duysun.
Ve final: Akıllı, erdemli kişinin dili kalbindedir.
***
Eskiden büyüklerimiz “yut gitsin” diyerek bunu çok iyi yapardı.
Şimdi birileri çıkıpta bu yazı “kapalı kutu gibi” dese de, derimm ki, öyle olması iyidir.
Pandora’nın kutusunun açılması iyimi olmuştu?
“Ya hayır söyle, ya sus”…ne kadar muazzam, mübarek bir şifa reçetesi..
Ve bir o kadar da zor…
Kolay olsa, her zaman uygulardık.
Güç’ü başarmağa talip olalım.
Belki bir gün ya hayır söyler, ya da susmayı başarırız.
Anadolu’da sürekli kullanılan bir atasözü vardı; “Söz gümüşse, sükût altındır”
İnancından şüphe duymadığımız insanların, hâlâ boş sözün müşteri veya  satıcılığında ısrarı anlaşılır gibi değil.
Değişmeliyiz, değişimde ısrarcı olmalıyız.
Kazanan yine biz oluruz..

 

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam
reklam