Karga bana ‘gak’ dedi (1) « Bursa'da Meydan

18 Ekim 2021 - 03:30

Karga bana ‘gak’ dedi (1)

Karga bana ‘gak’ dedi (1)
Son Güncelleme :

19 Ekim 2020 - 12:07

803 views
reklam

 “Türk dili dillerin en zenginlerindendir yeter ki bu dil şuurla işlensin” diyen Atatürk’ün bu güzel sözüyle konuya giriyorum. Türk dilinde sözcükleri gerçek anlamda, temel anlamda, yan anlamda, soyut anlamda, somut anlamda, terim anlamında, eş anlamda, zıt anlamda, deyim anlamında, atasözü, eş sesli sözcükler şeklinde, özdeyişler şeklinde, yansıma sözcükler, ikilemeler, ad aktarması şeklinde kullanıyoruz.
Basında günümüz ifadesiyle medyada çalışan muhabirlerin, yazarların, çizerlerin, spikerlerin, programcıların bunları çok iyi bilmeleri gerekiyor. Aksi takdirde dilimiz her geçen gün yanlışlıklarla dolu olarak karşımıza çıkar. Yeni nesil de bu yanlışlıkların kurbanı olurlar. Onun için medya çalışanı bizlerin bu konu üzerinde çok dikkat etmemiz gerekiyor. Şimdi sırasıyla bu konular üzerinde duralım.
Yazdığımız bir haberde gerçek anlam, bir sözcüğün temel anlamıdır; buna sözcüğün ilk akla gelen anlamı ya da sözlükteki ilk anlamı da denir. Bir sözcüğün diğer anlamları gerçek anlamından yola çıkılarak oluşturulmuştur. Örneğin “dal” dendiğinde aklımıza insanın bir parçası akla gelir. Öyleyse; “Dalındaki çiçekler onu öyle güzel gösteriyordu ki…” cümlesindeki “dal” sözü insanın bir parçası anlamında olduğundan gerçek anlamında kullanılmıştır. Ancak aynı sözü; “Son yıllarda tutunacak dalı da kalmadı” cümlesinde insanın bir organı anlamını vermekten çok uzak olduğunu görüyoruz. Temelde bu, gerçek anlamdan doğmuş ancak tamamen farklı bir özellik kazanmış olduğunu görüyoruz. İşte burada dal sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaştığını görüyoruz. Biz bu anlama mecaz anlam diyoruz. İşte sözcüğün, gerçek anlamında karşıladığı varlığa şekil benzerliğinden dolayı başka bir varlığa verilmesine yan anlam ya da yakıştırma dendiği unutulmamalıdır.
SOMUT VE SOYUT ANLAM
Dilde sözcüklerin varlıkları ve kavramları karşıladığı konusu hepimizin bilgileri dahilindedir. Varlık dendiği zaman, madde olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşıdığı anlaşılmaktadır. Örneğin; Bahçemde kırmızı güller, babaannemin sarı yeleği gözle; sıcak su, dokunmayla; Öğrenciler çok gürültü yapmışlar. Gürültü işitmeyle; Mis gibi kokan güller burada koku koklamayla; Günlük turşu çok acıymış. Burada acı, tatmayla algılanabilir. İşte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz bu sözcüklere somut anlamlı sözcükler diyoruz.
‘Bu akşam ilk olarak ağladım bekar odamın penceresinde.’ Bu cümlede üzüntümüzü herhangi bir duyumuzla algılayamıyoruz. Sadece kavram olarak var olduğunu kabulleniriz. İşte bu tip sözcüklere de somut anlamlı sözcük diyoruz. Şunu ifade edelim bir sözcük her zaman somut veya soyut olmayabilir.  Bir cümlede somut olan sözcük başka bir cümlede soyut anlam taşıyabilir. Örneğin; “Bu iki çizgi arasındaki açı kırk beş derece vardır” cümlesindeki “açı” sözcüğü ölçülebilen bir değer taşıdığından somut anlamlıdır. Aynı sözcük “Sen bu sorunu hangi açıdan ele aldın?” cümlesinde, ölçülebilen bir değer olmaktan çıkmış, mecaz anlam kazanarak soyut bir kavramı karşılar duruma gelmiştir.
 TERİM ANLAM
 Herhangi bir bilim, sanat ya da meslekle ilgili özel bir kavramı karşılayan sözcüklere terim dendiği bilinmekte. Yeni bulunan bir kavram, yeni bir terimle karşılanabileceği gibi, günlük hayatta kullanılan bir sözcüğe özel bir anlam verilerek de karşılanabilir. Örneğin “ağız” sözü “Adamın ağzında diş kalmamış, hala genç gibi davranıyor.” cümlesinde gerçek anlamında ve günlük kullanımıyladır. Aynı söz “İstanbul’da büyümüş; ama Karadeniz ağzıyla konuşuyor” cümlesinde dilbilgisinde bir tanım olan “yöresel konuşmalara dilde verilen karşılık” anlamına gelerek bir terim oluşturduğunu görüyoruz. Ya da “Irmağın ağzı toprakla dolmuştu” cümlesinde olduğu gibi “ırmağın denize karıştığı yer” anlamında kullanılarak coğrafi bir terim olmuştur…
Devam edeceğiz.
—-
 
 

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam
reklam