Şahsiyetli dış politika « Bursa'da Meydan

21 Ekim 2021 - 15:10

Şahsiyetli dış politika

Şahsiyetli dış politika
Son Güncelleme :

20 Ağustos 2019 - 9:42

15 views
reklam

AK Parti iktidarına kadar Türkiye uzun yıllar batı bağımlısı bir dış politika izlemiştir.
Hatta buna politika bile diyemeyiz.
Batılılar ne dikte ettirmişlerse, onları harfiyen uygulayan bir anlayış Türkiye’de hâkim olmuştur.
Amiyane tabiri ile ezik-büzük bir dış ilişkiler ağından bahsedebiliriz.
Batılı ülkeler ve ABD ne istedilerse almışlardır.
Türkiye’nin dört bir tarafı güya komünizm tehlikesine karşı ABD üsleri ile donatılmıştır.
Haşhaş ekimini yasaklayan tedbirler alınması da yine batılı ülkelerin istekleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir.
Maalesef, Sevr ve Lozan’dan itibaren yerli ve milli bir dış politikamız olamamıştır.
Devamlı olarak batılılar istemiş biz vermişiz.
Bizi arka bahçeleri olarak görmüşlerdir.
Bizim siyasi liderlerimiz de dik duruş gösterememiş, şahsiyetli bir dış politika sergileyememişlerdir.
 ***
En milli liderlerimizden biri olarak gösterilen Bülent Ecevit’in, ABD Başkanı Bill Clinton karşısındaki çaresizlik görüntüsü sergileyen ezik fotoğrafı bütün milletimizi derinden üzüntüye sevk etmiştir.
Recep Tayyip Erdoğan’a gelinceye kadar Türk liderlerin ABD başkanları tarafından kabulü bile bir marifet olarak görülmüştür.
NATO üyeleri ararsında ABD’den sonra en büyük askeri güce sahip olan Türkiye, bu anlamda yeteri kadar destek alamamış, en ufak bir pürüzde yüzüstü bırakılmıştır.
Bunun en önemli örneği de 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında yaşanmıştır.
Yunanistan destekli Kıbrıs Rumlarının adada Enosis idealini gerçekleştirmek için başlattıkları katliamlara dur demek üzere Türk askerinin adaya çıkartma yapması ABD’nin bize silah ambargosu uygulamasına yol açmıştı.
Demek ki, sözüm ona müttefiklik buraya kadarmış.
Onların menfaatlerine uymayan en ufak bir hareketimizin hemen bedelini ödetiyorlar.
Aslında burada tek taraflı bir çıkar ilişkisinden bahsetmek daha doğrudur.
 ***
Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte dış politika anlayışımız da değişmiştir.
Coğrafi konumumuzdan kaynaklanan üstünlüklerimizin farkına varılmıştır.
Komşularımızla olan ilişkilerde güç dengesinin lehimize olduğu alenen bellidir.
800 bin kilometre kare yüzölçümü ve 80 milyonu aşkın nüfusu ile Türkiye, Avrupa ile Asya arasında büyük bir güçtür.
Bu bölgede Türkiye’ye rağmen hiçbir tasarrufta bulunulamaz.
Hiçbir plan devreye sokulamaz.
Eskiden bu bölgede Türkiye o kadar ciddiye alınan bir ülke konumunda değildi.
Şimdi Türkiyesiz adım atılması mümkün gözükmüyor.
Ortadoğu’da meydana gelebilecek herhangi bir oluşum veya hareket için Türkiye’nin onayı alınmak zorunda.
Artık görmezden gelinecek güçsüz bir ülke değiliz.
 ***
En son S-400 füzelerinin alınması ile bir kez daha bütün dünyaya gösterilmiştir ki; Türkiye istediği tasarrufu kimseye sormadan yapabilecek güçlü bir ülkedir.
Velev ki, bu ABD bile olsa durum değişmez.
Sorarım size; eskiden olsa ABD’nin bütün şiddetli muhalefetine rağmen Türkiye bu füzeleri almaya cesaret edebilir miydi?
İşte şahsiyetli politika böyle olur.
Bunları iyi değerlendirmek gerekir.
Gerektiğinde yumruğu masaya vurup kalkmasını da bilmek lâzımdır.
Erdoğan döneminde bu örnekleri hep birlikte gördük ve göğsümüz kabardı.
Osmanlı’nın torunlarına da böylesi yaraşır…
 

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam
reklam